Son günlerde sosyal medyada, bazı yazarların hesaplarında ve televizyon ekranlarında, ATV'de yayınlanan "Aynı Yağmur Altında"dizisi üzerinden fırtınalar koparılıyor. Hedefte tek bir sahne var: Seküler bir ailenin, dindar bir aileyi konuk ettiği akşam yemeğinde sofraya domuz eti gelmesi. Ancak meseleye "laikler dindarlara domuz eti yedirmeye çalışıyor" gibi sığ ve dezenformasyon dolu bir pencereden bakmak, sadece dizinin emeğine değil, toplumsal barışımıza da haksızlıktır.
Sosyal medyada yayılan algının aksine, dizideki Tülin karakteri dindar misafirlerine "habersizce" domuz eti yedirmeye çalışmıyor. Sahneyi dikkatle izleyen her sağduyulu izleyici şunu görecektir: Tülin, İngiliz vatandaşı ve Katolik olan gelini Rosa için bir jest yapmak istiyor. Yemeğin içeriğini de saklamıyor; aksine İngilizce ismini söyleyerek masadakilerle paylaşıyor.
Burada bir "kötü niyet" veya "din düşmanlığı" değil, karakterin aralarında gerginlik olan dindar aileye karşı gelini üzerinden bir "kültürel üstünlük kurma" çabası ve görgü hatası var. Zaten senaryo, bu davranışı alkışlamak yerine anında cezalandırıyor.
Eğer amaç iddia edildiği gibi laik kesimi dindarlara karşı "kötücül" göstermek olsaydı, Tülin'in aynı seküler yaşam tarzına sahip olan eşi, oğlu ve kızı bu duruma alkış tutardı. Oysa durum tam tersi:
Kocası, yapılanın büyük bir nezaketsizlik olduğunu belirterek dindar aileden özür diliyor.
Oğlu, "Anne biz ne zaman domuz eti yedik, bu ne saçmalık?" diyerek tepki gösteriyor.
Kızı Beliz, "Biz de Müslümanız anne!" diyerek aile kimliğini ve toplumsal değerleri savunuyor.
Şimdi sormak lazım: kurgusal ve dramatik bir karakter olan ailesinin bile karşı çıktığı bireysel bir hatası üzerinden Tülin'i yani bu kurgusal karakteri Türkiye'deki laik-seküler insanlarla özdeşleştirmek ve bu sahne üzerinden diziyi hedef göstermek doğru bir yaklaşım mı?
Dizinin ATV'de yayınlanıyor olması, maalesef "laik kesim gibi muhafazakar kesimden de bazı ön yargılı kişiler için otomatik bir eleştiri malzemesine dönüşmüş durumda. Oysa bu sahne, inançlara bir saldırı değil; aksine farklı inançların (Hristiyan gelin, dindar aile ve seküler ev sahipleri) aynı masada buluşma çabasının sancılarını anlatıyor.
Dizideki Ali karakterinin dindarlığı, sadece şekilsel bir unsur değil; iç çatışmaları olan, aşkı ve inancı arasında kalan derinlikli bir portre olarak sunuluyor. Dindar bir karakter olan Ali'nin, bir balıkçı kulübesinde Hristiyan bir kadınla baş başa kaldığı romantik sahnelere dindar kesimden bir tepki gelmezken; seküler kesimin kurgusal bir karakterin neden olduğu bir "nezaketsizlik" sahnesi üzerinden kıyamet koparması, asıl ön yargının nerede olduğunu açıkça gösteriyor.
"Aynı Yağmur Altında", toplumu ayrıştırmak değil, tam tersine bu toprakların değerlerini, çatışmalarını ve ortak yaşam pratiğini anlamaya çalışan bir kurgu. Tülin'in kızının başını örtme çabasına karşı çıkması bir "din düşmanlığı" değil, kızının bunu sadece Ali'ye yaranmak için yapmasına duyulan bir tepkidir. Artık bu ülkede dizilerde ve sinema filmlerinde gördüğümüz kurgusal karakterler üzerinden ideolojik okumalar yapmak çabalarına son vermeliyiz.
Lütfen sahneleri ideolojik gözlüklerinizi çıkararak, metne sadık kalarak izleyin. Bu dizi üzerinden bir kutuplaşma hikayesi yazmaya çalışmak, bu millete yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir. Unutmayın; aynı yağmur altında ıslanıyoruz ve bu sofrada herkese yer var, yeter ki niyetler dezenformasyonla kirletilmesin.
Cevat Artun